AHMET HAŞİM’İN O BELDE ŞİİRİNDEKİ ÜTOPYASI VE POETİKASI ÜZERİNE

 

Yaz demokratik bir mevsimdir. Yapraklar, meyveler

Ve gölgeler mevsiminin bu hussusiyeti en ziyade deniz kenarlarında görülür…

 

Bilindiği gibi Türk Edebiyatında Ahmet Haşim en çok dikkat çeken edebiyatçı olması keza onun yanında bazı hususların ona ithaf edilmesiyle bilinen bir yazardır. Edebiyatta kendine özgü üslubunun aynı zamanda kendi edebi muhitini şahsına özel bir sistemle kuran ender edebiyatçılardan biridir Ahmet Haşim. Başlangıçta hayatına dair bilgiler, şiir anlayışı ve poetikası, Ahmet Haşim ve kadın son olarak da O belde şiiri ve analizine dair bazı noktalara değinerek onun o sembolist hayatının her noktasına değinmeye ve anlamaya çalışacağız.

Arif Hikmet Bey´le Sara Hanımın oğlu Ahmet Haşim 1887´de Bağdat´ta doğdu. Mutasarrıf olan babası, Alusizadeler adıyla tanınmış bir ailedendi. Ahmet Haşim’in çocukluğu Hasta İken başlıklı şiirinde de belirttiği gibi, hasta bir anneyle eşinin hayatından üzüntü duyan bir babanın yanında geçmiştir. Oyunun yerini hüznün, sevincin yerini gözyaşlarının aldığı bir çocukluktur bu. Üstelik hasta anne çok geçmeden yitirilince iyice kararacaktır. Küçük yaştayken annesinin ölmesi Haşim’in içine kapanmasına, yaşamadığı çocukluğunu bütünüyle yitirmesine yol açacaktır. Galatasaray´daki ilk yıllarında oldukça yalnızdır Ahmet Haşim. Bir bakıma, bütün öğrencilerden uzakta kendi dünyasına kapanmıştır. Edebiyatla pek ilgilenmez. Daha çok matematiğe ilgi duyar o yıllar. Daha sonra tanıştığı Ahmet Bedii adlı bir arkadaşı ona, Van Bever ve Paul Leautaud’un kitabını verir. Ahmet Haşim, sembolist şiirlerin bir derlemesi olan bu kitabı okuduktan sonra şiire heves duyduğunu söyleyecektir. Bilindiği gibi dış görünüşünü pek sevmez Ahmet Haşim. Saçlarının biraz erken dökülüp seyrekleşmesi ve ağarması da bu çirkinlik saplantısını besler. Sonra bu duygu kötümserlik, giderek aşağılık duygusuna yol açar. Buna içe kapanıklığı ve çekingenliği de eklenince karşı cinsle ilişkilerinde başarısızlığa uğrar. Sık sık aşık olur ama aşık olduğu kadına açılamaz. Temiz duygular tutkuya dönüşür, cinsel açlık biçimini alır, onu saldırganlaştırır. Oysa tek bir dileği vardır. Yalnızlıktan kurtulmak, evlenmektir. Bunu Evim şiirinde görüyoruz. Ancak bütün girişimleri hüsranla sonuçlanır. Ve son olarak 1932 yılının son günlerinde böbreklerinden rahatsızlanan şair, Frankfurt’a giderek uzun müddet tedavi görür. Kısmen iyileşmiş olsa da Türkiye ye döndüğü vakit hastalık tekrardan nükseder. Uygulanan bütün tedavilere rağmen 4 Haziran 1933´te Kadıköy´de evinde hayata gözlerini yumar.

Ahmet Haşim de şiir anlayışı ve ona ne ifade ettiğine de bakmakta yarar var. Ahmet Haşim’in düşüncesine göre şiir, anlamak ve anlaşılmak için değil, duyulmak içindir. Bu nedenle şairin dili nesir gibi anlaşılmak için değil duyulmak gayesiyle hayata geçilmiş, müzikle söz arasında, sözden daha fazla müziğe yakın, ortaklaşmanın ürünü bir dil tarzıdır. Ona göre şiir hikaye ve roman değil, duygulara hitaben sessiz bir melodidir. Şiiri bu manada değerlendiren Ahmet Haşim, batı dünyasında sembolist yazarlarca savunulmuş ve onu genel olarak sembolist şair olarak lanse etmeye çalışmıştır resmi edebiyat. Ancak şu vardır ki birçok yazar ve araştırmacılarda Ahmet Haşim’i sadece kendine özgü bir şair olmakla ve onun kendi hayal dünyasını belli kalıplara sığdırmayı doğru bulmazlar. Yani kısaca Ahmet Haşim kendi tarzının dışına çıkmayan bir şair ve yazardır.

 

O BELDE

Denizlerden

Esen bu ince hava saçlarınla eğlensin.

Bilsen

Melal-i hasret ü gurbetle ufk-ı şama bakan

Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin.

Ne sen,

Ne ben,

Ne de hüsnünde toplanan bu mesa

Ne de alam-ı fikre bir mersa

Olan bu mai deniz,

Melali anlamayan nesle aşina değiliz.

Sana yalnız bir ince taze kadın,

Bana yalnızca eski bir budala

Diyen bugünkü beşer

Bu sefil iştiha, bu kirli nazar,

Bulamaz sende bende bir mana

Ne bu akşamdan bir gam-ı nermin,

Ne de durgun denizde bir muğber

Lerze-i istitar ü istina

Sen ve ben

Ve deniz

Ve bu akşam ki lerzesiz, sessiz,

Topluyor buy-i ruhuna güya

Uzak

Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak

Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz.

O belde

Durur münatık-ı duşize-i tahayyülde

Mai bir akşam

Eder üstünde daima aram

Eteklerinde deniz

Döker ervaha bir sükun-ı menam

Kadınlar orda güzel, ince, saf, leylidir,

Hepsinin gözlerinde hüznün var,

Hepsi hemşiredir veyahut yar,

Dilde tenvim-i ıztırabı bilir

Dudaklarındaki giryende buseler yahut,

O gözlerinde ki neyli sukut-ı istifham

Onların ruhu şam-ı muğberden

Mütekâsif menekşelerdir ki

Mütemadi sükun u samtı arar

Şule-i biziya-yı hüzn-i kamer

Mülteci sanki sade ellerine.

O kadar natüvan ki, ah, onlar,

Onların hüzn-i lal ü müştereki,

Sonra dalgın mesa o hasta deniz

Hepsi benzer o yerde birbirine…

O belde

Hangi bir kıta-i muhayyelde

Hangi bir nehr-i dur ile mahdud

Bir yalan yer midir, veya mevcud,

Fakat bulunmayacak bir melaz-ı hülya mı?

Bilmem… yalnız

Bildiğim sen ve ben ve mai deniz

Ve bu akşam ki eyliyor tehziz

Bende eftar-ı hüzn ü ilhamı,

Uzak

Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak,

Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz.

O BELDE ŞİİRİ ÇÖZÜMLEMESİ, ÜTOPYASI VE ŞAİRİN POETİKASI

 

Ahmet Haşim, onu anlamayan ´bugünkü beşer´ den dolayısıyla içinde bulunduğu çevreden yakınmakta, ´bu sefil iştiha, bu kirli nazar´ sözleriyle nitelediği çevresine ters düşmektedir. ´melali anlamayan nesle aşina değiliz´ derken de anlatmak istediği budur. Nesil ve Beşer sözcükleri şairin nasıl bir düşünce zinciri kurduğunu sezdiriyor. O, genel anlamda insanlığa değil, günümüzdeki insanlığa daha doğrusu çağdaşı olan nesle karşıdır. Maddiliğin ve maneviliğin çatışmasıdır bu. Ama şair karşı çıktığı ‘bugünkü beşer’ le gerçek anlamda bir çatışmaya girmez, içine kapanır. ‘bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz.’ görüldüğü gibi bir rızalıktır söz konusu olan. Müebbed ve mahkum kelimeleri onun durumunu açıklar. Kapatılmıştır ve hareketsizliği, pasifliği kabullenir. Seçtiği kurtuluş ta bunu doğrular. Toplumdan kaçarken hayale sığınır. Nitekim düşlediği o beldenin hayali olduğunu kendisi söyler. ‘durur menatık- ı duşize-i tahayyülde.’ Üstelik tasvir ettiği o beldenin nerede olduğunu, var olup olmadığını bilmemektedir yazar. Ama aslında bu sorular şiirin ana temasını hayal ve gerçeğin çatışması olduğunu vurgulamak amacıyla sıralanmıştır. Çünkü şair, gerçek dünyadan kaçamayacağını bilmektedir. Bu alın yazısıdır ona göre yapabilecek bir şey yoktur. Şiirin ilk bölümünde anlattığı kadının akşam ufkuna bakan gözlerinde hasret ve gurbetin melali vardır. Hüzünlüdür ve dilberdir. Bu kadın aslında Haşim’in annesine benzemektedir. Şiire akşam egemendir. Ayrı kalınan belde de mai gölgelidir. Akşamın da mai sıfatıyla nitelendiği görülür. Şiirin temel anahtar sözcüğü olan mai, Servet-i Fünun dönemindeki bir sembol olarak yaygın kullanılmıştır. Halit Ziya´nın, hayal ve gerçek çatışmasını ´mai ve siyah´ sözcükleriyle anlatmasının nedeni budur. Mavi ise aslında gerçek dünyadan kaçışı, hayale sığınışı anlamında kullanılır. Şairin o beldede ki kadınlar için kullandığı sıfatlar, yine annesi için kullandığı sıfatların benzeridir. Böylece Haşim, sevgili, kız kardeş ve anne kavramları arasında bir bağlantı kurmaktadır. Şiirin genel hatlarıyla çözümlemesi bu şekilde ve kurduğu bağıntıları olgusal düzlemde açıklayabiliriz. Ahmet Haşim şiirini Serbest müstezat şekliyle yazmıştır. Bu biçimi Haşim sıklıkla şiirlerinde kullanmaktadır.

Ahmet Haşim toplumdan kendini soyutlamış olarak görmektedir. Bu onun insanlara karşı bir melal duygusu içinde olmasını sağlarken bir yandan da fiziki özelliklerinin olumsuzlukları kadına dair bakışlarını da etkilemiştir. Çok irdelemeden şiirin başlığına bakıldığında O sözcüğü uzaklık bildiren bir nitelik taşıdığı alanen bellidir. O kavramında ki belde işte onun muhteşem anlamda ütopyasıdır. Bu uzaklaşma kendisinin o belde de sürgün olarak görmesini de çağrıştırmaktadır. Haşim’in ütopyası aslında bilinen bir ütopya değildir. Orada sadece kadınlar vardır. Ütopyasında ki kadınlar saf, temiz olarak görüyor. Bu çıkışı sadece anne anlamında değil dizelerinde belirttiği gibi aynı zamanda sevgili ve kız kardeştir. Hepsi hemşiredir yada yar demesi de bu olguları desteklemektedir. Ütopya uzaklık olgularına bakıldığında Ahmet Haşim kendi ütopyasını bir ada olduğunu satır aralarında bize verir. ‘sonra dalgın mesa, o hasta deniz’ Genel anlamda ütopyalar insanların mutlu olmak istedikleri ve hayal düşüncelerinin bir birleşimi iken Ahmet Haşim’in ütopyasında mutluluk yoktur. Onun kurduğu ütopyada hüzün, hastalık ve aynı zamanda sükut vardır. Erkelerden arınmış bir ütopya kurması da yazarı ilginç kılan özelliklerden biridir. O belde şiiri Türk şiirinde bu anlamda ilk ütopik şiirlerinden biridir. “O Belde” şiirinde otuz üç kez “s”, yirmi iki. kez “z , dokuz kez “ş” sesinin kullanıldığı görülmektedir. Sürekli sessiz özelliğine sahip olan bu ünsüzler, şiirdeki susmaya verilen önemi anlatmaktadır. Bu alliterasyonlar hem müzikal bir uyumu meydana getirirken, hem de bir susma durumunu ifade etmektedir. Elli bir kez yinelenen “m”, seksen altı defa tekrarlanan “n” sesleri de s,ş,z sesleriyle oluşturulan bu suskunluk senfonisini destekleyen müzikal öğelerdir Şiirin alt yapısından, ütopyayı devamlı kılan, ritmik öğeler olarak değerlendirebiliriz bu sesleri. Genel olarak ütopyasını bu sistematik olgularla açıklanmaktadır.

Şairin poetikasından bahsederken aslında Yahya Kemal´den de bahsetmek gerekiyor. Her iki büyük edebiyatçı dönemin en popüler insanları olmasına karşın ikisi de birbirine düşmandırlar. Birbirlerini pek sevmeyen bu iki şair aslına birçok konuda ortak yönlere sahiptirler. Şiir anlayışları, şiirlerinde kullandıkları melal duygusu saf şiir anlayışları hepsi ortaktır. Ahmet Haşim, Yahya Kemal’e bir mektup yazmış ve aslında birbirimizden nefret ediyoruz ancak aynı kadere sahip insanlarız demiştir Ahmet Haşim. Bu durum her ikisinin de toplumdan soyutlanması ve melallik yani hüzünlük unsurlarını barındırmalarındandır. Konumuza gelirsek Ahmet Haşim, saf şiiri savunmaktadır. Saf şiir anlayışına göre Ahmet Haşim şiire has bir dilin olması gerektiğini, şiirin gündelik dilden yalıtılması ve kendine öz bir dil yapısının olmasını savunmuştur. Bu Rus Biçimciler ile aynı poetikaya sahip olduğunu bizlere göstermektedir. Ahmet Haşim şiirinde musikiye önem vermektedir. Onun şiirlerini okurken bir nağme olduğu çok çabuk fark edilir. Bu bağlamda onun poetikası anlam- açıklık olguları üzerinden değerlendirilir. Rahip Bremo’ya göre şiiri açıklamak, onu anlamaya çalışmak boşunadır. Çünkü şiirde bir sihirkar tesir vardır demiştir. İşte Ahmet Haşim’ de bu duruma dikkat çekmiş şiiri ona göre yorumlamış ve yazmıştır.

 

AHMET HAŞİM VE KADIN

            Ahmet Haşim ve kadın konusu herkesçe az çok bilinen bir konudur. Önceden de belirtildiği gibi fiziksel anlamda kendini olumsuz bulması, çocukluk zamanlarında ki olumsuzluklar ve annesini kaybetmesi ilerleyen yıllarda onun toplumdan soyutlanması ile sonuçlandığını ve bunun sonucunda kadınlara dair olumsuz bir bakış açısı geliştiği görülmüştür. Bize göre İkdam’daki diğer yazılar adlı kitap da kadınlara dair bazı pasajları bulunmakta ve bunların belli kısımlarını bu yazıya alarak Ahmet Haşim’in bazı görüşleri ve izlenimlerini belirtelim.

KADINA DAİR

Birisi söylüyordu: zamanımızda aşk facialarının çoğalmasında yeni kadın güzelliğinin büyük hissesi var. Genç nesil kadınları arasında bir çirkine tesadüf etmek günden güne müşkülleşiyor. Aşk, nadir bir hadise olmaktan çıktığı içindir ki zamanımızda artık bir Fuzuli ve Petrarka gibi dehalar yetişmiyor. Kadın cinsi acaba günden güne salah mı peyda ediyor? Bir diğeri cevap verdi: salah bulan kadın cinsi değil kimyagerin sanatıdır. Herkes bilir ki, kadın çehresi şimdi otomobil gibi sınai bir mahsuldür ve tıbbi müstahzarat gibi laboratuvarda yapılıyor. Bir kadın dolaşan elli ayaklı mahluk değil, fakat tuvalet masasının üzerinde dizili şişelerde ki esrarengiz tozlar ve sulardır. Bir genç hanım tanıyorum ki, hakiki tipini bütün gayretlerime rağmen senelerce anlamağa muvaffak olamadım. Yaşı nedir? Meçhul. Sıhhati nedir? Meçhul. Saçı var mı? Meçhul. Göğsü var mı? Meçhul. Teninin rengi nedir? O da meçhul. Bir gün harikulade bir tesadüfle o çehreyi, gafil bir anında tabii görüşünde yakaladım. Karşımda esmer, çopur, kirpiksiz, beyaz dudaklı, otuzunu geçmiş bir harap insan yüzü vardı. İşte kimyanın her gün bir sebab mucizesine döndüğü zavallı et malzemesi bu idi. Salah sözcüğü burada ‘gelişen’ anlamındadır.

 

CAZİBE

Kadınlara erkekleri cezbetmek hünerini öğretmek üzere Amerika’da bir mektep açıldığını, bir gazetenin şuun sütununda okudum ve hayret ettim. Bediiyatın mühim bir meselesi halledilmiş demek. Zira bugüne kadar cinsi cazibe meselesi, büyük bir sır halinde idi: vücudu ne gibi şeriate mütevakkıf olduğu bilinmiyordu. Eskiden cazip olmak için güzel olmanın kafi olduğu zannedilirdi. Fakat hayatın her günkü olayları çirkinliğin bazen mühlik bir füsunu olabileceğini gösterince, iş büsbütün bir muamma halini almıştı. Gazetenin verdiği hadiseye bakılırsa, Amerikalılar cazibenin unsurlarını bilmem nasıl bir vasıta ile tahlil ve tecrit etmişler ve onu kabil-i terkib bir hale getirmişlerdir. Ala. Eğer doru ise, bu harikulade keşfin ehemmiyeti büyüktür. Zira Luccére’nin dediği gibi, aşk ilahesi Afrodit, mükevvenata mutlak surette ve müstebidane hakimdir. Asırlardan sonra Darwin ve Freud Latin şairini teyit etmişlerdir. Fakat, bu keşfe inanmağa imkan yok. Buda Amerikanvari şarlatanlıklardan biri ve yahut şu hüsn müessesi ismini verdikleri berber veya manikür ilanı olsa gerek. Kadınlar için hakiki cazibenin ezeli düsturu bize göre, daima şundan ibaret kalacaktır:

Çok konuşmamak ve yılışmamak. Nice ilahi başların pembe dudakları, her açılışta, dimağdan inen koca bir hamakat öküzüne yol veren bir kapı vazifesi görür. Bu itibarla bazı kadın başları, hakikatte, altın, elmas ve yakuttan yapılı tiksindirici bir belahat medharıdır. Yılışmamağa ve yüz vermemeye gelince: bunun ehemmiyeti tasavvur edildiğinden büyüktür. Kadın gözünün karanlık şuaını üzerlerinde bir an tevakkuf ettirmeğe muvaffak olamayan bedbahtlar, yani çirkinler ve geçkinler, bila- kayd ü şart bütün kadınlara toptan aşıktır.

Aşık yüz bulmayan adamdır.

 

           

 

 

 

BURHAN POLAT.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA

*Türk Edebiyatı Klasikleri Ahmet Haşim Hayatı ve Eserleri. Evrim Yeşilyurt. Yeryüzü Yayınevi.

*Ahmet Haşim Bütün Eserleri 2 , Bize Göre ikdam’daki Diğer Yazıları. İnci Engünün- Zeynep Kerman. Dergah Yayınları.

*Ahmet Haşim Hayatı, Sanatı, Eserleri. Atilla Özkırımlı. Cem yayınevi.

* Türk Dili Dil ve Edebiyat Dergisi, Ahmet Haşim’in Ütopyası Üzerine Bir Deneme, Oktay Yivli.