Eşit, parasız, bilimsel ve anadilde eğitim, akademik-demokratik mücadele yürüten öğrencilerin ve onların politik örgütlerinin en başat taleplerindendir.

“Eğitim”in; bilimsel içeriğinden soyutlandığı ve sermayenin çıkarlarına uygun şekillendiği günümüz dünyasında, bilimsel içeriğine kavuşturulma mücadelesi yakıcı bir şekilde gündemde olmaya devam etmektedir.

Ülkemizdeki eğitim sistemi, anti-bilimsel, eşitsiz ve farklı milliyet ve ulusa mensup öğrencilerin kendi anadillerini öğrenebileceği bir durumda değildir. Yaşamın her alanında farklı kimliklere dayatılan tekçilik “eğitim” kurumlarında tekrar kılınmıştır. Ezilen sınıf, cins ve inanca mensup öğrenciler, “eğitim-öğrenim” kurumlarında eşitsiz şartlarda “eğitim” süreçlerini sürdürmeye çalışırlar. İşçi ve emekçi sınıfa mensup toplumsal yapıdan “eğitim” kurumlarına gelen yoksul öğrenciler, genellikle bu süreçte haftanın belirli günlerini ve tatil zamanlarını çalışarak geçirmek durumunda kalırlar. Birçok öğrencinin işçilik yaparken iş cinayetlerinde katledildiğine geçmişten bugüne şahit olduk. İnşaatlarda, yarı zamanlı işlerde emeği sömürülen yoksul öğrenciler, okul yaşamlarını büyük güçlüklerle sürdürmektedirler.
Piyasa, kendisine gerekli olan iş gücünü öğrenciler üzerinden sağlar çoğu zaman. Küçük burjuva sınıfsal yapıya sahip öğrencilerin durumu da belli farklar olmakla birlikte yoksul öğrencilerden çok farklı değildir. Öğrencilerin, barınma, beslenme, yol ve bütün okul yaşamlarındaki ihtiyaçlarını karşılaması oldukça güçtür. Ki, yukarıda değindiğimiz ihtiyaçların karşılanması aylık gider üzerinden hesaplandığında oldukça yüksek bir meblağa denk geldiği açıktır. Birçok öğrenci, bu giderleri karşılayacak durumda olmadığından okulunu bırakmak durumunda kalıp, işçilik yapmaktadır. “Eğitim ve öğrenim” sürecine devam edemeyen ve çalışmak zorunda kalan öğrencilerin sayısı hiç de az değildir. Okula her şeye rağmen devam eden öğrencilerse, ucuz iş gücü olarak piyasada emeğini satarak ayakta kalma mücadelesi vermektedir.

Burjuvazi, “eğitim”i bir metaya dönüştürmüştür. Okullar birer ticarethane, öğrencilerse müşteridir, piyasacı sistemin gözünde… Burjuvazi kendi karlı varlığı için ona gerekli olan “nitelikli iş gücü” yaratma eksenli bilimsellikten uzak bir “eğitim” süreci uygulamaktadır. Bizimki gibi ülkelerde ise, “eğitim”in bilimsel niteliği çok daha kötü bir noktada durmaktadır. Egemen sınıflar, piyasanın ihtiyaçlarına uygun “nitelikli iş gücü” oluşturma eksenli eğitim sürecinin yanı sıra kendi çıkarlarına ve dünya görüşlerine uygun birey ve toplum yaratma hedefine uygun olarak “eğitim”i dizayn eder.

Burjuva-demokrasisinin dahi olmadığı bizim gibi ülkelerde bu anti-bilimsel yaklaşım daha da ağır basmaktadır. Faşist, ırkçı, kadın, LGBTİ, canlı ve doğa düşmanı birey ve toplum yaratma hedefiyle bilimsellikten son derece yoksun bir “eğitim” verilir. “Eşit-parasız-bilimsel ve anadilde eğitim” talebini dile getiren yüzlerce öğrenci tutuklanır. Kendi hakkını arayan öğrenciler “vatan haini, bölücü ve terörist” olarak sunulur devlet tarafından. Hakkını arayan her insan sistemin gözünde “teröristtir”. Aslında sistemin yaratmayı hedeflediği birey profili tam da kendi hakkını aramayan, boyun eğen ve hatta kendi haklarını arayan insanların karşısına geçip onların haklı mücadelesine saldıran buyurgan ve faşist kişiliktir.

Sonuç olarak, Eşit-parasız-bilimsel ve anadilde eğitim talebi mücadelemizin temelini oluştur dememiz boşuna değildir. YÖK’ün ve polisin olmadığı, Öğrencilerin ucuz iş gücü olarak sömürülmediği, iş cinayetlerinde katledilmediği, ücretsiz ve güvenli barınmanın, ücretsiz ve sağlıklı beslenmenin, ulaşımın ücretsiz olduğu, her insanın kendi anadilinde eğitim gördüğü, hiç kimsenin kimliğinden, aidiyetinden ötürü baskıya ve dışlanmaya maruz kalmadığı başka bir dünya ve eğitim ancak bu taleplerimizin gerçekleşmesiyle, özerk-bilimsel ve demokratik üniversite hedefimizin yaşamsallaşmasıyla mümkündür.