15 Temmuz darbe girişimini bulunmaz bir fırsat olarak gören iktidar; barışı, emeği, adaleti ve eşit-parasız-bilimsel-anadilde eğitimi savunan eğitim emekçilerini eğitim kurumlarından tasfiye etti!

2002’den bu yana egemen sınıfların devletini yöneten AKP iktidarı, Fethullah Gülen ile ciddi bir ortaklık kurmuştu. AKP iktidarı her fırsatta Gülen’e ve cemaatine maddi ve manevi destekte bulunuyor buna karşılık Gülen cemaati de özellikle seçim dönemlerinde AKP’yi desteklemekteydi. Bu destek öyle bir noktaya gelmişti ki 2011 referandumunda Gülen; “Değil sadece kadını erkeğiyle, çoluğu çocuğuyla ve dünyanın dört bir yanına dağılmışıyla hayatta olan insanları, imkan olsa mezardakileri bile kaldırarak o referandumda ‘Evet’ oyu kullandırmak lazım. Mezardakiler bile kalksın. Ben zannediyorum kalkarlar da, ben zannediyorum ruhları koşar da. Çünkü demokrasi adına çok önemli bir adımdır.”

AKP iktidarıyla, Gülen’in birbirlerine olan sayısız destek ve iltifatı hatırlatmaya bile gerek yok. Zira bu ortaklık coğrafyamızda yaşayan her insanın zihninde tazeliğini korumaktadır. AKP ve Gülen ortaklığının bitmesinden sonra 15 Temmuz’da yaşanan darbe girişiminin ardından OHAL ilan edildi ve peşi sıra KHK’lar yayınlanmaya başlandı. KHK’lar ile kamuda ve eğitim kurumlarında tasfiyeler başladı. Egemen sınıfların kendi aralarındaki çıkar çatışmalarından olumsuz anlamda payını alan, yine bilimden, barıştan ve demokrasiden yana olan ezilen kesimler oldu.

Egemen sınıfların güncel temsilcisi olan AKP ve Erdoğan faşist iktidarı, kendi faşist düşüncesine uygun kişileri tasfiye edilen akademisyenlerin yerine atayarak; bilimden, hukuktan ve adaletten uzak olan üniversiteler başta olmak üzere “eğitim ve öğrenim” kurumlarını daha büyük oranda faşist grup ve kişilerin egemenliğine devretti. Barış talebini dillendiren, hukuku ve özgürlükleri savunan eğitim emekçileri sadece tasfiye edilmekle kalmadı, gözaltı ve tutuklamalarla faşist devletin hedefi oldu. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın işlerine geri alınmak için başlattıkları mücadeleyi faşist devletin nasıl boğmaya çalıştığını gördük, görmeye devam ediyoruz.

Üniversitelerde ve eğitim kurumlarında faşizme, emperyalizme ve kapitalizme karşı mücadele yürüten öğrenciler de polisin ve faşist güruhların saldırısına uğradı. Birçok öğrenci soruşturmalarla okullarından uzaklaştırıldı. Bu süreçte yine yüzlerce öğrenci gözaltı ve tutuklamaya maruz kaldı. İlkokul, ortaokul ve liselerin müfredatında ciddi değişiklikler meydana geldi. Biyoloji derslerinden evrim teorisi çıkarılmış, henüz okulla yeni tanışmış 1. sınıf öğrencilerinin derslerinde çocukların evlendirilmesi meşrulaştırılmıştır.

Faşist iktidarın ve devletin bütün bu saldırılarının amacı kendisine boyun eğen, sorgulamayan ve faşizmin ruhuna ve anlayışına uygun bir birey ve toplum inşasıdır. Okul müfredatlarında yapılan bu değişikler aynı zamanda ataerkil sistemin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiştir. Bu müfredatın içeriğine bakıldığında eril zihniyetin gittikçe daha çok meşrulaştırıldığı gözlerden kaçmamaktadır. Kadınların ve LGBTİ+’ların özgürlük mücadelesi engellenmeye çalışılmıştır. “Eğitim” kurumlarında yetiştirdikleri öğrenciler faşist devlet öğretisine ve ataerkil aile öğretisine uygun yönlendirildiği oranda faşizmin ruhuna ve istemlerine uygun hareket edeceklerdir. Faşist devletin ve iktidarın yaratmaya çalıştığı birey ve toplum projesi budur.

Egemen sınıfların, bireye ve topluma karşı tasarladığı bu faşist birey ve toplum projesini boşa çıkarmak, üniversitelerde, liselerde ve genel olarak bütün “eğitim” kurumlarında yer alan öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin sürdüreceği siyasal ve politik mücadeleyle mümkündür. Faşizme karşı demokrasiden, özgürlüklerden ve adaletten yana olan bütün öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin birlikte hareket etmesi ve örgütlü mücadeleyi yükseltmesi elzemdir.  Tek başımıza güçsüz olduğumuz bir gerçektir. Tek başımıza olduğumuz müddetçe bu saldırılara boşa çıkaramayacağımız da bir gerçekliktir. Fakültelerinde ve sınıflarında bütün bu yaşananlardan son derece rahatsız ve huzursuz olan öğrencilerin sayısının hiç de az olmadığı bir gerçekliktir; ancak tek tek sistemden rahatsız olan bu kesimler bir araya gelemiyor, sessiz ve bireysel olan öfke, yüksek sesle, kolektif bir öfkeye ve karşı koyuşa dönüşememektedir.

Okullarımızı, sınıflarımızı ve bütün yaşam alanlarımızı faşizmin tahakkümünden kurtarmanın yolu demokratik ve devrimci talebi olan bütün öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin mücadelesini faşizme karşı örgütlü olarak sürdürmesinden geçmektedir. Adım adım mücadelemizi büyüterek, cılız çıkan seslerimizi birleştirerek faşist kuşatmayı yaşam alanlarımızdan söküp atabiliriz. Mücadelemizi daha ileri safhaya taşıyıp özerk-akademik-demokratik bir üniversite-lise hedefini bir gerçekliğe dönüştürmek ellerimizdedir.

Paylaş