Marx, işçi sınıfını; “(…) kendisini bütün alanlardan kurtarmadıkça kurtulmasına olanak bulunmayan, kısacası insanlığın toptan yitirilmesi demek olan ve ancak insanlığın toptan kurtulması halinde kendisini kurtarabilecek olan bir sınıf…” diye tanımlar. Yalnızca emeğini satarak geçimini idame ettiren, üretim araçlarından yoksun olmasına rağmen her şeyi üreten, işte bu sebeple de proletarya dünyayı alt üst edecek değişimin kendisidir.Bu sınıf, kendisine önderlik edecek proletarya partisinin doğrultusunda sosyalizm ve komünizmi kuracak yegâne güçtür. Kitle endeksli bu toplumsal güç, coğrafyamızda ve tüm dünya da muazzam bir umut vaat etmektedir. Günün ve geleceğin inşasında zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayan işçi sınıfı, bugünkü konjonktürle komprador tekelci kapitalizmin ve emperyalist dünya hegemonyasının korktuğu en ağır ve tehlikeli silahtır.
Öyle ki işçi sınıfı tüm dünyada olduğu gibi Türkiye-Kuzey Kürdistan’da da insanlık dışı çalışma koşullarıyla, işçi cinayetleri ve hak gasplarıyla baskı altına alınıp grev haklarından yoksun bırakılmaktadır. Bugün emperyalist-kapitalist sistem, direkt ya da işbirlikçisi güçler aracılığıyla, işgal ettiği coğrafyalar dahil, yerkürenin tüm alanlarında vahşi sömürü ve zulüm politikalarını kapsamlı ve fütursuzca uygulamaktadır. Katliam ve ağır sömürü koşullarında, her türlü adaletsizlik ve eşitsizliğin derinleştirildiği bir tarihsel kesitte, dünya işçi sınıfı, halklar ve ezilen uluslar, emeği ve coğrafyalarındaki doğal değerleriyle tam bir kuşatmaya alınmış durumdadır.

Bu şartlar altında Türkiye-Kuzey Kürdistan’da işçi sınıfını ağır çalışma koşulları altında sömüren tekelci kapitalizm, iş cinayetlerini hak gasplarını meşrulaştıracak kanunları işçilerin emekçilerin aleyhine yasadan geçirerek zulmün ve zorbalığın had safhalara ulaşmasında etkili olmuştur. “TC” faşist tarihsel dokusunu, kendi iktidarında, kendi sınıfsal karakterine uygun olarak kurumsallaştıran AKP-Erdoğan diktatörlüğü, Türkiye-Kuzey Kürdistan proletaryası, Kürt ulusu, azınlık milliyetler, ezilen inanç grupları, kadınlar ve çeşitli cinsel kimlikler üzerinde boyutlanan baskıları uygulayan faşist kumanda merkezi olmuştur.

AKP-Erdoğan diktatörlüğü, işçi sınıfına karşı uygulanacak daha fazla sömürü ve baskının faşist siyasal iktidarıdır. Esnek çalışma, taşeronlaştırma, ucuz emek, ilkel çalışma koşulları, üretim alanlarındaki işçi cinayetleri, örgütsüzleştirme, ekonomik-demokratik hakların gasp edilmesi, sıfırlanan iş güvencesi, kadın ve çocuk emeği sömürüsü, memur ve emekliye dayatılan sefalet vb. uygulamaların çalışma rejimi haline getirildiği bir süreci daha da derinleştirmektedir. Keza Erdoğan, Haziran 2017’de yapılan MÜSİAD olağan genel kurulunda; “Tüm işadamlarımıza diyoruz ki üretin yatırım yapın, istihdamı artırın. Buna karşı birileri hala OHAL var diye sızlanıyor. OHAL girişimcilerimizin yatırımcılarımızın önünü mü kesiyor, önünü mü açıyor? Eski OHAL’leri bir hatırlayın, patronlar içeri giremezdi. Biz  geldik kapınızı açtık.”, “öyle ikide bir kalkacak, hemen grev, bilmem ne kusura bakma arkadaş” diye konuşma yaparak OHAL’in neden uzatıldığı ve neden var olduğuna dair gerçek olanı itiraf etmişti.

Ülkenin tüm zenginlik kaynaklarını emperyalist tekellere peşkeş çekerken, işçi sınıfı ve emekçi yığınlara yoksulluk ve sefalet yaşamı dayatmaktadır. OHAL gerekçesiyle yasaklanan grevler, sonuçsuz bırakılan toplu sözleşme görüşmeleri, işçi sınıfı ve emekçilerin tüm yaşamsal haklarına yönelen saldırılardır. İşçi sınıfının ve emekçi halkımızın değerlerinin, emperyalist tekeller ve komprador işbirlikçi tekelci sermayenin denetimine sunmak olan varlık fonu seferberliği işsizlik fonuna devredilmeye çalışılan kıdem tazminatı
hakkının, OHAL koşullarıyla dayatılması ve gelişecek toplumsal muhalefetin KHK’larla  zapturapt altına alınması, kapsamlı sömürü ve baskı siyasetinin sadece birkaç örneğidir.

Coğrafyamızda KHK’larla gelen emek sömürüsü, yaşam alanı saldırısı, ekolojik saldırılar, kadına yönelik saldırılar ve yaşamın vuku bulduğu her alana müdahale eğilimi perspektifiyle kat be kat arttırılmıştır. sonuç olarak biz devrimciler, sosyalistler ve komünistler olarak yaşamın her alanında sistemli saldırılara karşı sistematik uygulamalara karşı dişimizi  tırnağımıza takarak devrim ve sosyalizm mücadelesinde işçilerle, emekçilerle, öğrencilerle, ekoloji aktivistleriyle, hayvan hakları savunucularıyla, LGBTİ bireyleriyle yaşamı ortaklaştırıp başta Erdoğan/AKP sultası olmak üzere tüm sınıfsal gerici rejimlere karşı topyekün örgütlenme ve sosyalizm perspektifiyle hareket etme pratiğinden bir an bile geri durmamalıyız.