Bilişim teknolojilerimizin hayatımızda bu denli yaygın kullanımı ve bize dair her türlü veriyi içermesi bireysel hak ve özgürlüklerimize yönelik birtakım tehlikeleri beraberinde getirdi. Özellikle son dönemde Apple’ın veri tabanını FBI soruşturmaları için açması ve Facebook paylaşımlarının ülkemizde takip, denetim ve tutuklamalarda kanıt olarak kullanılması haberleri bu tehlikelere önemli birer örnek teşkil ediyor. Yalnızca takip değil aynı zamanda toplumu yönlendirmeye yönelik de birtakım çalışmalar var. Amerika’da seçim sonuçlarını etkilemek için Facebook kullanıcılara ait verileri oldukça etkili bir şekilde kullandı ve belirli kullanıcılara manipüleye yönelik belirli haber yayınları yaparak insanların seçimler konusundaki kararlarında önemli bir rolü olabildi. Bunu sonunda Mark Zuckerberg’in kendisi de itiraf etti. Aslında ortak arkadaşlar yoluyla kullanıcılar arasında bağlantı kurarak arkadaşlık önerileri yapılabildiği ya da ilgi alanları gözetilerek bunlara uygun sayfa önerileri veya reklamlar yapılabildiği düşünülürse bu yöntemlerle kullanıcıların politik yönelimlerinin tespit edilerek bu yönelimleri kuvvetlendirmek veya değiştirmek için yanlış haberleri kullanmak ve haber akışını düzenlemek oldukça olağan görünüyor.

Burada “Culturocomics” adındaki yeni sayılabilecek bir yöntemden bahsetmeyi önemli buluyorum. Culturocomics (Kültürokomi şeklinde Türkçeleştirilebilir.) ilk kez 2010 yılında Jean-Baptiste Michel ve Erez Lieberman Aiden tarafından tanımlanan yeni bir yöntem. Bu yöntemle sanal ortama yüklenmiş olan tüm metinleri belirlenen çerçevede taramak, bu sonuçları istatistiğe dönüştürmek ve ardından dilin yapısının, kullanılan sözcüklerin, noktalama işaretlerinin vs. tarihsel olarak nasıl bir değişim seyrettiğinin anlaşılması amaçlanıyor. Bu yöntemi Leetaru bir ülkede belli bir zaman dilimindeki haberleri taramak için kullandı. Leetaru araştırmasında kullandığı süper bilgisayar sayesinde 100 milyonun üzerinde makaleyi analiz etti. Analiz, iki boyutlu olarak gerçekleştirildi. Birinci boyutta, içeriğin “ruh durumu”, ikinci boyutta ise içerikteki mekan isimleri yer aldı. Ruh durumu araştırılırken, berbat, korkunç, güzel, hoş vb. kelimeler tarandı. Örneğin, Summary of World Broadcasts verilerinden son 30 yılda Mısır ile ilgi haberlerin tonu incelendiğinde olumsuzlukların 2011 yılı öncesinde 2 kere arttığı görülüyor. İlki 1991 yılında körfez savaşı sırasında yaşanmış. İkincisi ise 2003’te Irak’ın işgal edildiği dönemde. 1-24 Ocak 2011 tarihinde ise Mısır’la ilgili haberlerdeki olumsuz tonun yine arttığını görüyoruz. Dolayısıyla, 25 Ocak’ta da geniş katılımlı protestolara sahne olan Mısır, Culturomics’te bunun sinyallerini önceden veriyordu:

Sosyal medya sitelerinde yer alan içeriğin haber analizini tamamlayıcı bir rol üstlenebileceğini Facebook örneğinden görebiliyoruz. Sosyal medyadaki bir tık’ın sadece bir tık olmadığının farkında olmak gerekiyor.

Kullanıcılar arasında sosyal etkileşimi sağlayan çevrimiçi araçlar kümesi sosyal medya olarak tanımlanıyor. Sosyal medya, geleneksel medyadan (gazete, televizyon, kitap vs) karşılıklı etkileşime olanak sağlamasıyla ayrılıyor. Kullanıcının doğrudan müdahalede bulunabildiği ve tam da bu sebepten kendine dair birçok iz bıraktığı bir alan sosyal medya. Bu hizmetleri sunanlar da en nihayetinde kapitalist tekeller olduğundan tüm veri ve bilgilerimiz bu tekellerin mülkiyeti haline geliyor. Dolayısıyla arka planda uygulama sahibinin (Facebook, Google, Microsoft vs) size ait olan içeriği arşivleyip sakladığını tahmin etmek güç değil. Kaldı ki bu şirketlerle ilgili son çıkan haberlere bakılırsa bu fikrin bir paranoyadan ibaret olmadığı açık.

Facebook ve Twitter gibi uygulamaların çok incelikli gözetim teknolojileri olduğu söylendiğinde birçok insanın tepkisi “Facebook’un işi gücü yok, benimle mi uğraşacak?” oluyor. Yeni gözetim teknolojileri, özel bireylerden çok toplumun geneli üzerinde faaliyet gösteriyor.  Tıpkı yukarıda bahsettiğimiz Culturocomics örneğinde olduğu gibi. Bu örnekte de tek tek haberlerin bir önemi yok ancak bu haberlerin tonunda gözlemlenen dönemsel farklar, yükseliş ve alçalmalar, toplumun o anki durumuyla ilgili gerçeğe oldukça uygun düşen veriler sunuyor. Araştırmanın asıl amacı da zaten bu. Birey olarak umurlarında değiliz, ama toplum olarak nelerden hoşlanıp nelerden hoşlanmadığımızı, toplumsal duyarlılıklarımızı, hangi şartlarda tepemizin atacağını, ne zaman sokağa çıkacağımızı bilmek istiyorlar.

Sonuçta bu örneklere bakıldığında toplumsal huzursuzlukların yükseldiği dönemler ve bu dönemlerde yaygınlaşan yönelimler veri okuması yapılarak tahmin edilebilir. Bu huzursuzluklar bir noktada patlamalara yol açmadan bir süre için yatıştırılabilir, manipüle edilebilir de. Ancak medya ve özelde de sosyal medya her ne kadar önemli ve etkili bir silah olarak kullanılabilirse de hiçbir yalan haber veya yaratılan hiçbir algı insanlığın karşı karşıya olduğu yıkımı sonsuza dek gizleyemez. Toplumsal ve doğal yaşamın almakta olduğu darbe ve yaralar güzel sözler, reklamlar ve gerici ideolojilerle kamufle edilemeyecek kadar ciddi boyutlara ulaştı. Açlık, yoksulluk ve adaletsizlik gerçek dünyada toplumun çoğunluğunun karşı karşıya kaldığı bir olgu haline geldi ve yaşamın kendisi böyle sorunlu hale geldiğinde sanal dünyanın etkisi oldukça sınırlı kalacaktır. Örneğin 2011’de Arap Baharı sürecinde Tunus’un ardında Mısır’da otoriter rejime karşı çıkan ayaklanmalar 6 Nisan Hareketi adındaki bir örgütün Facebook üzerinden yaptığı bir çağrı üzerinden başladı. Burada sosyal medyanın önemi büyük olsa da belirleyici değildi. Nedenlerinden ilki şu ki, bu hareket bu çağrıları belli bir süredir belirli aralıklarla yapmaktaydı. Ne var ki bu seferki kadar karşılık bulamamıştı. Şimdi bulmasının nedeni ise toplumsal birikimin patlama anına şimdi varması ve elbette Tunus’ta başlayan ayaklanmaların domino etkisine sahip olmasıydı. Mübarek […] 28 Ocak’ta alelacele internet ve cep telefonu hizmetlerini durdurdu. Bunun protestolar üzerinde pek az etkisi oldu. Navid Hassanpous’un raporuna göre “Cep telefonu ve internet hizmetlerinin 28 Ocak’ta kesilmesi huzursuzluğu en azından üç önemli şekilde etkiledi. Huzursuzluktan habersiz olan ya da ilgilenmeyen birçok apolitik yurttaşı uyandırdı; yüz yüze iletişimin artmasını, yani, sokaklarda daha fazla fiziki varlık gösterilmesini zorunlu kıldı; son olarak da 20 Ocak’ta isyanı yeni geliştirilen karma iletişim taktikleri yoluyla etkili şekilde merkez dışına yayarak, denetlenmesi ve bastırılması Tahrir’deki tek bir kitlesel toplantıdan çok daha zor bir batağa yol açtı.” Gerçekte Facebook’un kapatılması yeni kitlelere ulaşmak ve hareketi genişletmek için yeni fırsatlar sağladı. (Prashad, Vijay, Arap Baharı Libya Kışı, s.35) Bu örnekte olduğu gibi sosyal medyanın özellikle Facebook ve Twitter’ın ayaklanmaların başlatılmasında tetikleyici bir rol üstlendiği bir diğer örnek de 28 Mayıs 2013’te patlak veren Gezi Parkı protestolarıydı. Burada da yaşananların anlık paylaşımı, duyurulması ve yaygınlaştırılması bakımından sosyal medyanın önemli bir rolü vardı. Bu fark edildiğinde sosyal medya platformlarına ve internet hizmetine kısıtlamalar ve yavaşlamalar getirildi, şebekeler kesintiye uğratıldı ancak protestoların büyümesi engellenemedi. Bunlar toplumsal dinamiklerin önüne geçemedi.

Son söz olarak başta internet, onun toplumsallaşma alanı sosyal medya, bilgi arşivlemenin yeni biçimi olan bulut sistemleri vs. tüm bunlar başta da söylemiş olduğumuz gibi insanlık için çok önemli olan bilginin yaygınlaşmasında, paylaşılmasında ve arşivlenmesinde şimdiye dek hiç görülmemiş yeniliklerdir ve şu halde bile büyük kolaylıklar sağlamıştır. Bilginin merkezileşmesi ve herkes için erişilebilir hale gelmesi toplumsal gelişmeye ciddi olanaklar sağlayacaktır. Şu an beraberinde getirdiği tehlikelerin sebebi bu hizmetlerin kapitalist şirketler tarafından insanlığın yararı birinci öncelik olarak görülmeksizin sunulmasıdır. İnsanlığın yeni serveti “veri” bünyesinde birçok potansiyeli barındırmaktadır. Bu nedenle işlenmesi ve kullanılması önemli düzenlemeleri gerektirmektedir ancak her şeyden önce toplumsal ilerleme gözetilmelidir. Paranoyakça kullanmayı ve bu zenginlikten faydalanmayı tamamen bırakmayıp tüm bu haberlerin kurmaca birer safsata olduğunu düşünerek aşırı rahat davranmamalı.

Deniz Eren İnan / Prometheus 

Paylaş