Özgür Gelecek Gazetesi 1968’de dünya sokaklarını sarsan 68 dalgasının 50. yıl dönümünde ülkemizdeki gençlik hareketleri ile başlattığı röportaj dizisinin son bölümünü Sosyalist Öğrenci Hareketi’ne ayırdı. Özgür Gelecek sitesinde yayınlanan röportaj şu şekilde:

– 68’in 50. yılını geride bırakıyoruz. O dönem açığa çıkan gençlik enerjisini, ruhunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Dünyanın hafızasında önemli bir yer edinen 68 hareketleri, öğrenci hareketleri üzerinden açığa çıkmıştı. Avrupa’da ve Türkiye-Kuzey Kürdistan’da öz olarak 68 hareketleri anti-emperyalist ve anti-faşist karaktere sahipti. Özellikle öğrencilerin kendi öz alanlarından ve sorunlarından hareketlenen politik çıkışla mayalanan bu enerji üniversitelerin ve daha genel anlamda eğitim alanlarının sınırlarını aşarak “başka bir dünya” arayışına dönüşmüştür. Yani öğrenci yalnızca öğrenci olmaktan çıkmıştır. Özellikle Avrupa’da ABD’nin Vietnam işgaline karşı açığa çıkan anti-emperyalist tepki buradaki hareketin temel karakterini ve rengini belirliyordu. Bu da öğrenci hareketleri üzerinden açığa çıkan sürecin üniversite ve eğitim kurumlarının sınırlarının aşıldığının bir göstergesiydi. İşçi sınıfının eylemlilikleri ve mücadelesiyle ve daha genel anlamda bütün toplumsal sorunlarla birleşme yeteneği göstermişti.

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da 68 hareketi özellikle üniversitelerden adım adım anti-emperyalist ve anti-faşist mücadeleye evrilmişti. ABD emperyalizmine karşı gelişen politik ve siyasal süreç 6. filonun defedilmesiyle sonuçlanmıştı. 68 hareketi coğrafyamızda işçi sınıfının ve topraksız köylülerin mücadelesiyle birleşmişti. Ayrıca 68, dünyada ve Türkiye-Kuzey Kürdistan’da, Sovyetlerde yaşanan kapitalist restorasyona ve devrimin diyalektiğini donduran Sovyet bürokratizmine karşı bir başkaldırıydı. Bu bağlamda özellikle BPKD’nin ve Maoizm’in 68 hareketlerine damgasını vurması bu başkaldırının bir sonucuydu. Mao’nun “Burjuva karargahları bombalayın!” çağrısı yalnızca Çin’de değil, dünyanın büyük bir bölümünde karşılık bulmuştu. Özellikle, komünist önder İbrahim Kaypakkaya Sovyetlerdeki kapitalist ve sosyal emperyalist dönüşüme açıktan tavır almış, henüz o günlerde Sovyetleri sosyalist olarak nitelendiren kesimlerle açıktan mücadeleye girişmiş ve Sovyetlerin sosyal emperyalist niteliğini açığa çıkarmıştı. Özcesi, 68 öğrencilerin kendi öz alanlarından hareketlenen fakat bu alanlarda sınırlı kalmayan, coğrafyanın bütün sorunlarına karşı öğrencilerin kayıtsız kalmadığı bir sürece dönüşmüştür. Coğrafyamızda 68 hareketi, 71 devrimci kopuşunun, bu bağlamda da sınıf hareketlerinin ve partilerinin açığa çıkışının bir öncülü olmuştur.

 

“71 kopuşundan bahsetmek kopuşun kopuşu olan Kaypakkaya’yı anlamayı gerektirir”

– 68 hareketinin sonrasında açığa çıkan 71 devrimci kopuşunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

– 60’lı yıllar Türkiye-Kuzey Kürdistan’da Türkiye İşçi Partisi’nin esas olarak politik sahada etkili olduğu senelerdir. Özellikle 68 hareketinin yaratmış olduğu pratik devrimci enerji, kendisini teorik alanda da görünür kılmıştı. TİP artık gelişen hareketin ve enerjinin eylemini ve dilini anlamaktan uzaktı. TİP yaşanan mevcut tıkanıklığı aşamıyordu. Ki aşamazdı da. Çünkü TİP’in siyasal ve ideolojik çizgisine yön veren politik aktörleri kendilerini ekonomist ve düzen içiliği aşamayan parlamentarizmle sınırlamışlardı. TİP, sınıfın devrimci mücadelesine öncülük ve önderlik yapabilecek bir parti değildi. TİP, kendi misyonunu mevcut sistem içerisinde demokratik taleplerin sınırlarını genişletmekle sınırlamıştı. TİP’in iktidar perspektifli bir mücadele hattından yoksundu. TİP’in sınıf bakış açısından ve iktidar perspektifinden yoksun olması bir rastlantı değil aksine tam da TİP’in ve kadrolarının sınıf mücadelesini kavramaktan yoksunlukları ve dayandıkları sınıfsal zeminle birebir ilişkilidir.

Bu noktada 71 devrimci kopuşunu koşullayan gelişmeler öz olarak bu gelişmelerdi. 71 devrimci kopuşu kendi içerisinde ortak yanlar barındırmakla birlikte aynı zamanda ayrım çizgilerini de taşıyordu. Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya mevcut bakış açısına karşı radikal bir kopuşu sergiliyordu pratik olarak. Bu durum her üç devrimcinin ve hareketlerinin ortak noktalarıydı. Bu noktadan sonra komünist önder İbrahim Kaypakkaya 71 devrimci kopuşunun içerisinde ikinci kopuşu gerçekleştiriyordu. O güne kadar sol-sosyalist hareketlerinin savunduğu temel argümanlar Kaypakkaya tarafından eleştiriye tabi tutuluyor ve adeta yerle bir ediliyordu. Türkiye-Kuzey Kürdistan’da işçi sınıfının, emekçilerin ve ezilen kitlelerin mücadelesini bölen, sınıfın ve kitlelerin bilincini milliyetçilikle ve şovenizmle karartan Kemalizm’in gerçek karakterini açığa çıkarıp teşhir eden Kaypakkaya’ydı. Kemalizm’le ve modernizmle ilişkili olan Milli Demokratik Devrim (MDD) tezi, kitlelerin devrimdeki rolünü küçümsüyor ve kitlelerin eseri olan devrimin esas öznesi olarak “vurucu güç, zinde güçler” tanımlamasını yaptıkları orduyu işaret ediyorlardı. Bu anlayışa göre, batı aydınlanması ve modernizasyonu dışında kalan doğulu halklar kendi mücadeleleriyle tarihin akışını değiştiremezdi. O zaman devrimi yapacak güç ordu olmalıydı. Ki MDD savunusu açıktan bir askeri darbeye bel bağlıyordu.

MDD öz olarak aynı anlayıştan beslense de biçimsel farklılıklarda gösteriyordu. Örneğin Mihri Belli bir askeri darbeyle devrim beklentisi içerisindeyken, Hikmet Kıvılcımlı bunu daha çok seçimlerde kazanılacak ivmeye bağlı olarak parlamento üzerinden gerçekleştireceğini düşünüyordu. Mahir Çayan ve Deniz Gezmiş’in temsil ettiği hattın MDD savunusu da bir grup aydının öfkeli çıkışını kendisine dayanak noktası haline getiriyordu. Yani, MDD’nin farklı versiyonlarını savunan bu üç bakış açısının da ortak noktası işçi sınıfı ve ezilen halkların tarihin asıl özneleri ve yapıcıları olduğu gerçeğini görememiş ve onun yerine farklı özneleri devrimin özneleri olarak kavramalarıdır. Ayrıca MDD modernist bir proje olarak, milliyetçi ve şoven bir nitelik taşımaktaydı. Öyle ki, MDD devrimin Türk başkalığını ifade ediyordu. Kaypakkaya işte tam da bu noktada MDD projesini yerle bir etti. Bu sebeple 71 devrimci kopuşunun “başrolü” niteliğinde Kaypakkaya’dan bahsetmek şarttır. Çünkü Kaypakkaya zora dayalı devrimin uygulayıcısı olduğu için yalnızca bir pratik kopuşu değil, aynı zamanda MDD çizgisinden, modernizmden, revizyonizmden, resmi tarihten köklü bir kopuşu temsil etmektedir.

Kaypakkaya’nın Kemalizm ve ulusal sorun tespitleri bu kopuşa tekabül etmektedir. Kaypakkaya’yı bu iki başarılı tespite sıkıştırmak, aynı zamanda Kaypakkaya’yı hiçleştirmektir. Kaypakkaya’yı belirleyici kılan ve bu tespitleri yapmasını sağlayan şey defalarca vurguladığımız gibi Kaypakkaya’nın komünist olmasıdır. Bu sebeple 71 devrimci kopuşundan bahsetmek, kendi içerisinde kopuşun kopuşu olan Kaypakkaya yoldaşı incelemeyi, anlamayı gerektirir.

 

Bu tıkanıklığı aşmanın yolu MLM’ye uygun politik çalışmalardır”

– O kopuşma bugün gençlik için nasıl bir yol göstermektedir, gençliğin önüne nasıl bir güncel politik görev koymaktadır? 

– Öncelikle Kaypakkaya’nın kopuşu özelinde 71 devrimci kopuşunu iyi okumak, iyi anlamak gereklidir. Onların yöntemini iyi kavramak ve bu yöntem ile daha ileri atılmak, yeni kopuşlar doğurmak gereklidir. Türkiye devrimci hareketlerinin esas problemi budur. Lenin’in Devlet ve Devrim’in başında Engels’ten alıntıladığı önemli bir nokta var. Ezenlerin yaşamlarında devrimcilere en büyük kin ile saldırmasını ancak öldükten sonra onların ehlileştirilebilir yönlerini öne çıkarıp içini boşaltmasından bahseder. Bugün burjuvazinin Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan’a yaptığı budur. Burjuvazi bunu Kaypakkaya için yapamamıştır, yapamayacaktır. Çünkü Kaypakkaya’nın çizgisi uzlaşmaz bir çizgidir. Dolayısıyla burjuvazinin Kaypakkaya’yı ehlileştiremediğini, ona zarar veremediğini söylemek mümkün. Kaypakkaya’ya burjuvazinin veremediği zararı ise sınıf içindeki oportünistler vermektedir. Kaypakkaya’yı sahte kimlik çıkarmak için çektirdiği kasketli fotoğrafına sıkıştırmak, Kemalizm ve ulusal sorun tespitlerinin haklılığını vurgularken Kaypakkaya’yı MLM’den ve Büyük Proleter Kültür Devrimi’nden yalıtmak buna tekabül etmektedir. Bu tarz Kaypakkaya’yı donduran, ikonlaştıran ve yeri geldiğinde silikleştiren bir tarzdır.

Bu bağlamda değerlendirecek olursak öğrencilerin güncel görevi net bir şekilde Kaypakkaya’nın uzlaşmaz çizgisini kuşanmak, MLM bilimini kavrayıp güncel olanı yakalamaktır. “Yeni” olan önemlidir. Ancak bu “yeni” asla MLM’yi yadsımamalıdır. Devrimci hareketler, güncel olana dokunmakta, hızlı refleks göstermekte başarısız kalmaktadır. Bu sebeple bir tıkanıklık içerisindedir. Bu tıkanıklığı aşmanın yolu ise MLM’ye uygun politik çalışmalardan geçmektedir. Kampüslerde öğrencilerin, şantiyelerde işçilerin ve hayatın her alanında kadınların, LGBTİ+’ların çelişkilerine dokunmalıyız. Amacın toplumsal kurtuluş olduğunun bilincinde olarak, buna hizmet edecek her alanda var olmalıyız. Tüm politik çalışmaları ise toplumsal kurtuluşun hanesine yazmalıyız.

 

Röportaja Özgür Gelecek internet sitesinden ulaşmak için tıklayınız.