Kadının ezilmişliği tarihini bilmek, “ezilenin de ezileni” olan kadının işçi mücadelesi içerisindeki yerini incelemek ve bu incelemeler sonucunda, işçi kadının sınıf mücadelesi içerisindeki özgün koşullarının tanımlamasını yapmak ve bir perspektif sunmak açısından önemlidir.

İnsanlık tarihi kadar eski bir ezilmişlik tarihi olan kadının, işçi sınıfı içerisinde kendini tanımlaması “kendini bende gör, beni kendinde tanı” belirlemesiyle başlayıp, emek mücadelesi içerisinde kendini var etmesi sürecidir.

İşçi kadın, kendini bende görmelisin, çünkü ilk ezilen kadındır, aynı zamanda beni kendinde tanımalısın çünkü, mücadelem sınıf mücadelesidir ve kurtuluşum sınıf mücadelesindedir, der. Bu, işçi kadınların işçi sınıfına seslenişidir. Hem kendi ezilmişlik sorunlarını tanımlarlar hem de çözüm yolunu gösterirler. Bu nedenle kadınların kurtuluşu ve akabinde insanlığın kurtuluşunu işaret ederler.

Kadınların ezilmişliği sorununu ikili boyutu olan bir sistem sorunu olarak görmek, kadının kurtuluşunun tahlilini yapmak açısından önemli bir belirlemedir. Bir diğer ifadeyle cins ve emek sömürüsü olarak ezilmişliğinin beslendiği kaynak patriyarkal ve kapitalist sistemdir. Bu koşullar bizi doğrudan kadının iki kere ezilmesi belirlemesini yapmaya götürür. Patriyarkal Sistem aynı zamanda, Kapitalist Sistem’in yeniden üretilmesini ve devamlılığını sağlaması açısından önemlidir.

“Patriyarkal sistem altı yapının bileşiminden oluşur: patriyarkal üretim tarzı, ücretli emek, devlet, erkek şiddeti, cinsellik ve kültürel yapılardaki patriyarkal ilişkiler” (Patriyarka Kuramı, s.40). Patriyarkayı oluşturan bu altı bileşim, kapitalist-emperyalist sistemin de kendisini üzerine inşa ettiği temel bileşimlerdir. Özcesi, bu bileşimler patriyarkanın temel taşlarını oluştururken, kapitalist sisteminde temelinde dizili önemli taşları oluşturmaktadır. Ancak kadının ezilmişliğini sadece bu bileşimlere bağlamak doğru değildir, çünkü bunun yanı sıra emek sömürüsü de hem kadınların yaşadığı ezilmişlik sorununu tanımlamak için hem de kurtuluş perspektifini doğru belirleyebilmek için önemlidir. Dolayısıyla kadın mücadelemizin doğasında iki kere mücadele etmek vardır, özel alanda hem patriyarkaya karşı ve hem de görünmeyen yeniden üretimi yapan ev içi emekçileri olarak kapitalist sisteme karşı mücadele ederken, kamusal alanda da hem emeğimizi sömüren kapitalist sisteme hem de kamusal alanı inşa eden ve kadınların bu alanlara ulaşımını engelleyen ataerkil sisteme karşı mücadele ederiz.

Ev içi emekçileri kadınlar, üretici sınıf iken, eşleri emeğine el koyan sınıftır. Ücretli emeğe dahil olmayan kadınlar hayatta kalabilmek için emeklerini takas ederler. Aynı zamanda bu kadınlar, kapitalist sistem tarafından emeği sömürülen işçiler tarafından sömürülüyorken, bir diğer boyutuyla direkt bir şekilde kapitalist sistem tarafından sömürülmektedirler. Kapitalizm yeniden üretim yapan kadını sömürmek amacıyla onu aile kurumu aracılığıyla erkeğe bağımlı kılar.

“Aile ücreti”nin yani işsiz bir kadın, eşin ve çocukların geçimini ancak da olsa karşılamaya yetecek bir ücret düzeyinin varlığı, her ücret düzeyi gibi çok çeşitli belirlenimlerin sonucudur. Bunların arasında, erkek işçilerin ücretlerinin bu biçimde hesaplanması ve bunun uzantısı olarak kadınların bu biçimde bağımlı kılınması için verdikleri bilinçli ya da ön-bilinçli mücadele bile olabilir; çünkü aile ücretinden vazgeçmek emek gücü değerinin düşmesi tehlikesini göze almak anlamına gelir. Ancak bunun yol açtığı kadın bağımlılığının, erkeklere büyük ölçüde yarar sağladığı kadınlar için de zararlı olduğu kuşku götürmez” (Kadının Görünmeyen Emeği, s. 146).

Yukarıda da ifade edildiği gibi hem kapitalizm hem de patriyarka tarafından yapılan sömürü yani iki uçlu sömürü; bir yönüyle erkek eliyle devlet tarafından, cins ayrımı temelinde uygulanırken diğer yönüyle de kapitalist sistem tarafından  cins ayrımı yapmaksızın (cins ayrımını temele almaksızın) tüm işçi sınıfı, ezilenler üzerinde uygulanmaktadır. Ancak kadınlar, kapitalist sistem tarafından maruz kaldıkları sömürü düzeninde de ucuz iş gücü olarak görülmeleri, regl izni, doğum izni, süt izni gibi izinlerin olmaması ve/veya yetersiz olması gibi ayrımcı uygulamalara da maruz kalıyorlar. Bu boyut ise kapitalist sistem ile patriyarkal sistem arasındaki ilişkinin deşifresidir.

Fabrikalarda işçi olan erkek, özel alanda patrondur, kadın özel alanda yeniden üretimi yapan işçi olarak hem eşi tarafından hem de kapitalist sistem tarafından iki kere ezilendir. Bu nedenle işçi kadın mücadelesi, kadınların kurtuluşunu işaret etmektedir. Çünkü fabrikada  işçi olan kadın özel alanda da yeniden üretim yaparak, hem mesaisi olmayan ve hem de ikinci mesaiyi yapmasına rağmen emeğinin karşılığını ücret olarak almayan  işçidir. Erkek işçilerin arasında sıkıştığı çark, kadın işçileri iki kere ezmektedir, erkek işçileri köleleştiren zincir, kadın işçileri iki kere köleleştirmektedir. Bu nedenle kadınlara iki kere mücadele etmek düşmektedir.

İkili sistem içerisinde ezilen, sömürülen kadın üzerinde baskı kurmak amacıyla uygulanan ve kapitalist sistem içerisinde caydırıcı önlemler alınmayarak, desteklenen önü açılan istismar, kadınların maruz bırakıldığı politik bir işkence yöntemidir. Politiktir, çünkü kapitalist sistemde kadınların maruz bırakıldığı hiçbir zor, sömürü, baskılanma, ötekileştirme, emeğin yok sayılması, ucuz iş gücü olarak görülme tesadüfi değildir ve sistemin devamlılığının sağlanması için ihtiyaç duyulan çatlakların ürünüdür. İstismar kadın cephesinden bakıldığı zaman sadece cinselliğin istismarı olarak algılanmamalıdır, emeğin istismarı gibi cinselliğin istismarı da aynı sistemin ürünüdür ve uygulama biçimidir. Bu nedenle “kişisel olan politiktir”, kadınların yaşadığı sorunlar bir bütün olarak, sınıf sorunu perspektifinde algılanmalıdır, fabrika işçisi bir kadının çalıştığı alanda maruz bırakıldığı mobing uygulamaları, cinsel saldırı, tecavüz, istismar ile ev içi emekçisi bir kadının evde maruz bırakıldığı  fiziksel, duygusal, psikolojik ve ekonomik istismar arasında fark yoktur. İstismar her boyutuyla, kadının ezilmesini perçinleyen ve kadını olduğu alana hapseden ve örgütsüzleştiren, yine farklı bir okuma yapıldığında kadının kurtuluşunun sınıf mücadelesinden geçtiğini göstermektedir. Çünkü, istismarı besleyen kaynak patriyarkal sistemle güdümlü kapitalist sistemin kendisidir. Ve çözüm de kadınların sorunu birbirini tamamlayan yapboz parçaları olarak görüp birlikte mücadele etmesinden yani örgütlü politik bir güç oluşturmasından geçer. Burada örgütlü politik güç kadınlara işçi meclislerini işaret eder.

İşçi meclisleri, kadınların ikili sistem tarafından ezilmesine, eşit temsiliyet haklarının gaspına karşı, sosyalist bir mücadele perspektifiyle, işçi kadınların meclisler içerisinde eşit temsiliyetlerine sahip çıkmalarının yolunu açarak kota sistemi ve pozitif ayrımcılık gibi politikalarıyla uygulamaya koyar. Kadınların çift katmanlı bir sömürüye maruz kaldıklarını görür ve işçi kadın örgütlenmesinin işçi mücadelesi içerisindeki itici gücün mekanizması olduğunu savunur. Lenin’in de dediği gibi (Kadın ve Aile, s.12-13); “Bu mücadelede belirleyici olan bazı kadınların parlak başarıları değil, milyonlarca kadının görünmeyen günlük işleridir.” Çünkü işçi kadının kendi savaşını doğru tahlil ederek örgütlenmesi, bir yandan sınıf mücadelesi içerisindeki patriyarkal kalıntıları söküp atacak diğer yandansa hem kapitalist sisteme hem de kapitalist sistemin beslendiği patrikarkal kalelere savaş açarak ezen sınıfın temellerine dinamit döşeyecek bir mücadele bilincini örgütleyecektir.

 

Kaynakça

Sylvia Walby, Patriyarka Kuramı. Ankara: Dipnot Yayınları, 2014.

Acar-Savran, G., Tura Demiryontan, N., Kadının Görünmeyen Emeği. İstanbul: Yordam Yayınları, 2016.

Marx, Engels,Lenin, Kadın ve Aile. Ankara: Sol Yayınları, 2013.

Paylaş